Yayınlar

Yalnızlığın İç Çekişi UMUT

Resim
  Elif gibi dik dururken gör beni!  Gözlerini  kapatıp açsa köyünün yaylalarında olur muydu? Doya doya koşsa çayırlardan, buz gibi pınarından kana kana su içse… Anası hastalanmadan önce Emmisinin yayladaki evine giderlerdi. Gülcihan oralarda koşup oynardı. Çocukluğunun en güzel ve en kısa anısıdır yayla. Daha sonrası malum annesinin hastalığı ve vefatı… O kadarcık çocukluk yetmişti Gülcihan’a! Hem kız kısmı çabuk büyür çabuk gelişirdi. Öyle çok hoplayıp zıplamazdı.   Elif'te bunu öğrenecekti. Birkaç seneye hayırlı kısmeti çıkardı nasılsa.   Gülcihan kendisine ne öğretildiyse kızına onu aşılıyordu. Onun gözünde kız kısmısının yapabileceği şeyler sınırlıydı. Kızlar okumaz, her şeyi bilmez, zamanı gelince evlenir, evinin hanımı çocuklarının anası olur. Hata yaptığını ileride anlar mıydı?   Gülcihan’ın hamileliği Cemile’nin desteği sayesinde sorunsuz geçti. Ocak ayında sancısı tutunca Zeynep Ebeyi çağırdılar. Ebe koştura koştura geldi. Gülcihan bir saat sonra oğlunu kucağına aldı

Badem Ağacı

Resim
  Piyanist filmini ilk izlediğimde Almaya da Yahudilere yapılan eziyete, vahşete, soykırıma nasıl üzüldüysem nasıl içim acıdıysa, hakeza Zülfü Livaneli’nin Serenad Kitabında da anlatılan, Şile açıklarında batırılan Sturma Gemisindeki Yahudilere çok üzülmüş, sessiz kalınmasını içselleştirememiştim. Badem Ağacını okurken, İsrailli Yahudilerin, Filistinli Araplara yaptıkları işkenceler, vahşetler ve soykırımlara da o kadar üzüldüm. Yazarın Yahudi olması da aslında insanın insana yaptığı zulmü, din dil ırk fark etmesizin nasıl etkilediğini gösteriyor.   Savaş,   sivil halk üzerinde olmamalı! Savaş, bebek ölümlerini meşrulaştırmamalı!   Güçlü, güçsüz üzerinde söz hakkına sahip olmamalı. Silah tacirlerinin destekledikleri zulme, tüm dünya sessiz kalmamalı!   Badem ağacı bir çocuğun on iki yaşından başlayarak kocaman bir adam olana kadar yaşadığı dramı ele alıyor. 1955 den 2009 a kadar uzana bir savaşın hikayesi…  Ahmed’in küçük kardeşi Emel, hiç kimse fark etmeden bir kelebeğin peşinden
Resim
  Büyüklük Sizde Kalsın, Verin Benim Çocukluğumu! Gece karanlığında sessizce ağlayan şehirler biliyorum. Ve sabahın ayazında içi üşüyen bir şair! Kış mı geldi gönlüne sevdanın? Sonbahar mı düştü yapraklarına?    Elif sabah erkenden kalktı, camı açıp derin bir nefes aldı. Sabahın serini yüzünü yaladı geçti. Evde artık eskisi gibi huzur bulamıyordu. Okulda ise durumu daha kötüydü. Elif geçen yıl sırf babası okula göndersin diye çok çalışıp takdir almıştı. Tam öğretmenine alışıp sevmişken ki; bu epey zaman almıştı, öğretmenleri emekli oldu. Son seneleri diye Beş / A sınıfına geçirdiler. Şimdiki Öğretmeni nasıl olacak hiç bilmiyordu.  Artık sabahçı olduğu için erkenden kalktı. İçindeki heyecan ve belirsizlikle kahvaltıda atıştırıp abisiyle yola koyuldu. Eskiden olsa Elif yolda abisiyle ebelemecilik oynayarak giderdi. Nasıl zevkli olurdu; okulun yolunu uzatırlardı okul arkadaşlarının katılmasıyla şen şakrak kahkaha atarak girerlerdi okulun kapısından ve bütün gün onlar için güzel

Hayvan Çiftliği

Resim
(Bir Peri Masalı)   "Bütün Kitaplar eşittir;  ama bazı kitaplar  öbürlerinden daha eşittir.”    Alt başlığı Peri Masalı olan Hayvan Çiftliği Bir Ütopya’nın Distopya’ya dönüşünü anlatıyor. Kitap fabl tarzında yazılmış bir hiciv romanı. Asıl adı Eric Arthur Blair olan İngiliz Yazar Goerge Orwell  1922-1927 yılları arasında Hindistan da  İmparatorluk Polisliği yaptı. Ancak İmparatorluğun içi yüzün görünce istifa etti. Sömürge memurlarının davranışlarını eleştirdiği makalelerin derlemesi olan Bir Fili Vurmak adlı Kitabı 1950 yılında yayınlandı. İkinci dünya savaşının sonlarına doğru da Hayvan Çiftliğini, Stalin Rejim’ini ve Kapitalist Sistem’e eleştiri olarak yazdı.  Ben kitabı Can Yayınları, Cemal Üster’in çevirisinden okudum. Kitabı daha önce 1954’te Maarif Vekâleti’nin Dünya Edebiyatından Tercümeler Dizisinden yayınlanmış olan çevirisi ise Halide Edip Adıvar yaptığını ise Cemil Üster’in önsözünden öğrendim. Kitabın Karakterleri adından da anlaşıldığı gibi Hayvanlar. Beyli

Yalnızlığın İç Çekişi UMUT

Resim
  Annelik, nasıl bir şeydi?    Evlat nasıl büyür nasıl sevilir bilmiyordu. Acısını biliyordu ama adanmışlığa yabancıydı. Kendi annesini hatırlamaya çalıştı. Hayal meyal birkaç görüntü vardı. Kendini keçi güderken ve annesini yatakta hasta yatarken hatırlıyordu. Acaba annesi onu hiç dizine yatırmış mıydı? Saçlarını taramış, hiç çiçekli entari dikmiş miydi? Hep başkasının verdiklerini giyerdi. Utanırdı ama naspındı fakirlerdi. Anasının elinde yok avucunda yok idi. Yoksa anası ona da dikerdi çiçekli entariden. Belki makine örgüsü kurdeleli etekten de ördürürdü.  Annesine göre çocuk sadece beslenir, kendi kendine büyür giderdi. Öyle miydi gerçekten? Çocuğun şefkate, sevgiye ihtiyacı yok muydu? Başı okşansın, annesinin sarılmasıyla kendini güvende hissetsin istemez miydi? Çocuk yalnız kalınca korkmaz mıydı? Gülcihan zihninden sildiği yıllarca yok saydığı o anıya dokununca irkildi. İçinin titrediğini hissetti. Evet, korku çocuğu sarmaşık gibi sarar, kaderini belirlerdi.  Hocadan çıktık

Yalnızlığın İç Çekişi UMUT

Resim
    Büyükler bilmez ama çocuklar bilir.   Karanlık, her yer kasvetli bir karanlık. Gündüz geceye karışmış, gece simsiyah örtünün altında Elif gecenin ortasında kalmış. Suçu neydi ki, cezası bu kadar ağır olmuştu.     Amcası ona iki tokat atıp artık büyüdüğünü, hareketlerine dikkat etmesi gerektiğini, namuslarını iki paralık etmemesini söylemişti. O dayak yerken Semiha Yengesi ve kız kardeşi Fatma ona kıs kıs gülmüşlerdi. Amcasından yediği dayaktan ziyade Babasının, Abisinin ve Annesinin bir şey demeyip seyretmelerine üzülmüştü.  Büyükler bilmez ama çocuklar bilir. En çok başkalarına göstermek için atılan dayaklar, söylenen sözler acıtır ve sessizce kabullenilir. Elif’te amcasının ona attığı o iki tokadın amacını anlamıştı.   O akşam bir yanakları kıpkırmızı bir kenara kıvrıldı. Annesinin ha bire kapıyı işaret ettiğini görüyor ama görmezlikten geliyordu. Kızgındı annesine ama daha fazla dayanamadı. Kalktı ve yavaşça süzülerek mutfağa gitti. “Yenge yapabileceğim bir şey var mı?

Yalnızlığın İç Çekişi UMUT

Resim
  Umut    Kasımın son günleriydi. İçindeki yaprak dökümüne kayıtsız kalmış yeniden filizlenmek için zamana ihtiyacı vardı. Medet can suyu olacak mıydı? Yoksa için için kurumaya devam mı edecekti?    Kadere inanıyordu. Ama kendi yazgısında onun dışındaki herkes baş roldü. O ise sessizce bu durumu kabulleniyordu. Onların evliliği birbirlerine tutunmuş iki yaralı yüreğin birleşmesiydi. Birbirinde can bulup, beraber ayakta kalacaklardı.   Oysa birbirlerine tutunmak başka, birbirini sevmek başkaydı. Bir yuvayı ayakta tutmak için sevmek gerekmez mi? Medet görür görmez vurulmuştu Gülcihan’a. Ama Gülcihan Medet’i seviyor muydu? Bilmiyordu. Aslında nasıl seveceğini bilmiyordu. Nasıl sevileceğini de bilmiyordu. Mutlu muydu? Mutsuz değildi. Yaraları iyileş miydi? Kabuk bağlamıştı. İşte Gülcihan’a bu kadarı yeterdi. Fazlasını zaten istemiyordu.   Erini evini sahiplenmesine yeterde artardı. O da öyle yaptı. Evini çekip çeviriyor Medet’in bir dediğini iki etmiyordu.   Arada bir Medetin güzel bak